Ana içeriğe atla

Kayıtlar

KIŞ UYKUSU

     (Aşağıdaki yazı film bitiminde bilinç akışı tekniği ile kaleme alınmıştır.)    Kıskançlık...    Ayna çekimi kullanımı ve insanların birbirlerine konuşmalarıyla adeta ayna tutması.   Işık gölge oyunları.   Oyunculuklar harika.   Herkes başkasının hayatını hunharca eleştirirken kendiyle yüzleşmekten de bir o kadar kaçınıyor.   Kimse bir diğerini beğenmiyor, herkeste küçümser bir hava, yahut beğense dahi belli etmek istemiyor.   Gurur, ego, hayal ve hayalkırıklıkları.   Özgürlüğü hayal etmek ama o kaçışa hiçbir zaman cesaret edememek.   Yalnızlıktan korkmak.   Yaşlılık üzerine, iyi kötü üzerine, doğru dürüst üzerine, pek çok konuda beni düşüncelere sevk eden bir film.   İçselleştirmekte hiç sıkıntı yaşamadığım hatta karakterlerle çok rahat özdeşim kurduğumu düşündüğüm bir film.    Diyalogların uzunluğuna rağmen insanı sıkmaması, adeta kendini seyirci olmaktan çıkarıp orada buluna...

Şipşak 24 Film Tavsiyesi

     Merhaba, aşağıdaki listeyi bir arkadaşımın "kafa yormayan, kolay, akıp giden ve biraz da romantik komedi tarzında filmler" önermemi istemesiyle oluşturmuştum. Belki merak eden olur diye bir kaç küçük düzenlemeyle burada da yayınlamak istedim. İzleyecek olanlara şimdiden keyifli seyirler dilerim. 1)Julie&Julia: Biyografik ögeler taşıyan çok tatlı ve iki farklı dönemde geçen bir yemek filmi. 2)CHEF : Harika bir yemek ve yolculuk filmi ve asla kafa yormuyor. Mutlu ediyor insanı ve acıktırıyor. 3)Little Women (2019): Kitap uyarlaması, kafa yorucu değil ama müthiş hızlı akıyor diyemem bir de çok mutlu ediyor mu bilmiyorum. Yani ben filmi çok sevdim ama filmde çok ağladım. Ama böyle kötü kötü ağlamak da değil yani duygusal ama ajitasyon yok. Emma Watson kötü oyuncu ya. 🙄 Ama filmdeki diğer oyunculuklar harika.  4)Whiplash: Aslında bu tam olarak kafa yormayan, kolay akan bir film değil, mutlu da etmiyor, hikaye de çok akıcı değil. Yani bana göre akıyor ve vuruy...

İŞE YARAR BİR ŞEY

    Nasıl desem bilmem ki... Hem bir film izledim hem bir kitap okudum hem de tüm anlatılanları ben de yaşadım sanki gözlerimin ekrana kilitlendiği dakikalar boyunca.      Pelin Esmer ve Barış Bıçakçı birlikte yazmışlar filmin senaryosunu, Pelin Hanım ayrıca yönetmiş de. Umarım ikilinin birlikte çalıştığı başka projeleri de görürüz çünkü öyle aktı gitti ki film su gibi, bir yandan da doyurdu gözümü gönlümü, tadı damağımda kaldı demem doğru olmayacak yani bu durumda. Fakat ne yalan söyleyeyim daha bir kaç saat sürseydi de izlerdim, oflamadan. Diyaloglar hiç bitmesin istedim. Diyalog olmayan sahneler geçsin gitsin istemedim. Her ayrıntısı, her bölümü çok güzeldi benim için. Uzun zamandır bir filmle ilgili böyle hissetmemiştim. Öyle ki, yazmamaktan neredeyse artık varlığını unuttuğum bloğuma geldim, film hakkında lafı uzatıyorum. Oysaki söylemem gereken tek bir şey var; o da muhakkak izleyin demek. Çok güzeldi, şahaneydi diye eklemek belki en fazla.   Filmin b...

Avrupa'da Bir Betül - Bölüm 4

8. GÜN    Sabahın erken saatlerinde Roma'dayız. Her zamanki gibi otobüsümüzü park edip yürüyor ha yürüyoruz. Vatikan'da yaklaşık 45 dk. sıra bekledikten sonra St. Peter Bazilikası'na girme sırası nihayet bize geliyor ve güvenlikten geçip ilerliyoruz. Bu sırada Papa'yı korumaya yemin etmiş İsviçreli askerleri görüntüleme şansı buluyorum. Renkli kıyafetleriyle hemen dikkat çekiyorlar.        Buranın gerçekten muhteşem bir mimari eser olduğunu belirtmem gerek. Daha en başta kapısındaki etkileyici tasvirlerle büyüleniyorum. İçerisi de adeta sanata boğulmuş gibi. Tek bir yer boş geçilmemiş. Burada gezerken yanımda bir sanat tarihçisi olmasını çok isterdim doğrusu. Bütün o tasvirler, heykeller... Tek tek hepsinin hikayesini dinlemek isterdim.     Yaklaşık bir saat bazilikanın içinde gezdikten sonra hediyelik eşya bölümünden kendime Michelangelo'nun meşhur " Adem'in Yaratılışı " res...

PLASTİK KELEBEKLER

    Öfkeyle baktı perdedeki yapma kelebeklere. Gecenin bu vaktinde, salon duvarına vuran gölgeleri tuhaf ve çirkindi. Hepsini söküp atmak istedi ama öfkelenmekle yetindi. Karısının dışarıya, “Bakın, ne kadar mutluyuz!” deme yöntemlerinden biriydi bu süsler.  “O kadar mutluyuz ki, perdelerimizde kelebekler bile var.” Mutfağa geçti, karanlıkta, el yordamıyla bulduğu sigarasını, çakmağını alıp balkona çıktı. Gök delinmiş gibiydi. Ne derdi nenesi, kavüş kavüş yağıyor, çobançökerten… Sokak sessiz, köşe başındaki, hani şu salon duvarındaki acayip gölgelerin kaynağı lambanın ışığı dışında karanlık. Bir kendisi var galiba uyuyamayan. Bir de, karşı apartmandaki ihtiyarın sokağa dadandırdığı sarı köpek. İşte yine kıvrılmış apartman girişindeki yerine. “Altında battaniyesi de vardır itin.”dedi. “Manyak kadın. Kedileri de evine almıştır, aman ıslanmasınlar…” Sigarasından ilk nefesini çekmiş, bugünkü kimbilir kaçıncı mesajını yazmaya hazırlanıyordu ki:     ...

2019 HEDEFLERİM

     Yeni bir yıla başlarken yapmayı en sevdiğim şeylerden biri de listeler. Her zaman noktası noktasına sadık kalmak mümkün olmasa da yazılanlara, liste yapmak hedefleri tutturmakta oldukça başarılı bence. En azından benim hayatımda öyle olduğunu biliyorum. Öyleyse lafı uzatmadan 2019 yılında yapmayı hedeflediklerime maddeler halinde bir göz atalım.   Bu sene "okuma" ve "izleme" kategorilerinde önceliği hali hazırda elimde bulunanlara vermek istedim. Kitaplığımda okumayı bekleyen kitaplardan bu sene var oluş amacını gerçekleştirmesini hedeflediklerim şöyle:     1.Kahveniz Nasıl Olsun? / Beşir AYVAZOĞLU ( Aslında bu kitabı 3 yıl kadar önce okumuştum ama şimdi kahveyle daha fazla haşır neşir olduğum için tekrar okumak istiyorum. )   2.Dost / Samiha AYVERDİ   3.İz'ler / Akif EMRE   4.Dirilt Kalbini / Nouman Ali KHAN   5.Rüzgarın Adı / Patrick ROTHFUSS   6.Güvercin Gerdanlığı / İbn HAZM   7.Üsküdar'ın Üç Sır...

BİR DOĞUM GÜNÜ MERASİMİNİN SOSYOLOG ŞİİRİ İLE ŞERHİ

“80’lerin slow şarkılarıdır sebep biraz da İnsanları sömürgecilerine benzeten”* Doğum günü partileri ne zaman bu toprakların insanlarının hayatlarına girdi, artık hatırlamıyoruz. Bir pastanın üzerinde yanan mumları dilek tutarak üflemenin Anadolu’nun Türkleşmesi ile ilgisini bilmiyoruz. Fakat bazı doğum günü kutlama adetleri var ki onlar biz yaşarken hayatımıza girdi. Doğmak bambaşka bir boyut kazandı. Öyle kutlanılası, öyle şenlikli, öyle... “Kravatla aynı desen göğüs cebi mendilleri Bir toplum sırf bu yüzden ölmüş olabilir mi?”** Olabilir. Masa örtüsünden peçetelere her detay tek tek düşünülmüş. Zamanımızın kurbanı, evin ve çocuğun bakımının boynuna yüklenildiği kadın, bu işe günlerce beden ve zihin gücü harcamış. Sömürgeciliğe, toplumsal cinsiyete, kapitalizme, tüketim toplumu modelinin muhafazakar kesimin alışkanlıkları üzerindeki etkilerine boşvermiş. Okumuş tabii ama kendini incitmemiş. İslam, kadına değer verirmiş, asrı saadette  zenginler va...